Kazım Süren İle "Sektörde Bir Ömür"

Genç yaşta, bir fabrikanın kapısından içeri attığı adımla başladı bu yolculuk. Aradan geçen 45 yılda krizler yaşandı, renkler değişti, tüketici alışkanlıkları dönüştü, pazar şartları ağırlaştı. Ama Kazım Süren’e göre mesleğin özü hiç değişmedi: Dericilik, hem malzemeyi hem insanı sevmeyi gerektirir.

◆Kazım Süren’in sektörde bir ömür yolculuğu nasıl başladı?

Sektöre çok genç yaşta başladım. Deri fabrikasını ilk kez 1972 yılında, Kazlıçeşme’de amcamların çalıştığı iş yerinde gördüm. Daha sonra babamın da bir deri fabrikasında kolunu kaybetmesi, mesleği benim için daha belirleyici hâle getirdi.

Mesleğe, yaklaşık 45–46 yıl önce küçük bir atölyede fason üretim yaparak başladım. 1985 yılında ise bir arkadaşımla birlikte “Derimsan” adlı firmayı kurduk. Şirketi kısa sürede zirveye taşıdık. Ortaklıktan ayrıldıktan sonra, 1994 yılında üç erkek kardeşimle Derimsan’a ortak ettim. 2008 yılına geldiğimizde Derimsan’ı kardeşlerime devrederek kendi yolumu kendi ismimle sürdürme kararı aldım ve o günden bu yana faaliyetlerime Kazım Süren Deri çatısı altında devam ediyorum.

◆Dericilik sizin için ne ifade ediyor?

Bizim işimiz oldukça meşakkatli bir iştir. Eskiden haca gidenlere paralarını tabakhanelerle değiştirildiği söylenir; “Tabakhaneçinin parası helaldir” denirmiş. Çünkü bu meslek hem çok zahmetli hem de ciddi bir emek ister. Herkesin yapabileceği bir iş değildir; gerçekten sevmek gerekir. Sevmeden bu işte başarılı olmak mümkün değildir. Dericilik özen ve ilgi ister. Deriyi elinize aldığınızda onu sevmeniz, ona değer vermeniz gerekir. Bu meslek ancak gönül verildiğinde hakkıyla yapılabilir.

◆Yarım asırlık bir tutku nasıl ayakta kalır? Hiç “Artık bırakıyorum, buraya kadarmış” dediğiniz oldu mu?

Hiçbir zaman demedim. Çünkü yeni bir ürün ortaya koyduğunuzda ve o ürün piyasada karşılık bulduğunda yaşadığınız heyecan sizi zaten ileriye taşıyor. O duyguyu tattığınızda başka bir şey düşünemiyorsunuz.

Beni bugün hâlâ heyecanlandıran şey de bu: yeni ürünler geliştirmek, yeni tarzlar denemek. Sağlık açısından bazı rahatsızlıklarım olmasına rağmen hâlâ bu heyecanın peşinden gidiyorum. En büyük motivasyonum her zaman üretmek ve ortaya yeni bir şey koymak oldu.

◆Üretimde karakter nasıl oluşur?

Biz butik ve nitelikli üretim yapıyoruz. Herkesin yaptığını değil, daha özgün ve karakteri olan ürünleri tercih ediyoruz. Nubuk, yağlı deri ya da soft deri gibi farklı dokularla doğru renk ve kaliteyi buluşturduğunuzda ürün zaten kendi müşterisini buluyor.

Kişisel vizyonum ise yeniliği takip etmek ama birebir kopyalamamak üzerine kurulu. Avrupa’daki trendleri izliyor ancak bunları kendi çizgimize uyarlıyoruz. Çünkü her Avrupa trendi Türkiye’de aynı karşılık bulmaz. Önemli olan modayı doğru okuyup zamanı geldiğinde hazır olmaktır.

◆Bir ustayı gerçekten usta yapan nedir?

Benim için ustalık, her şeyden önce iş ahlakıdır.

Öncelikle sağlam bir iş ahlakına sahip olmak gerekir. Bunun yanında belli bir standartta üretim yapabilmek, aynı kaliteyi sürdürülebilir şekilde ortaya koyabilmek de ustalığın önemli bir parçasıdır.

Yani ustalık; hem iş ahlakını hem de teknik bilgiyi bir arada taşıyabilmektir.

◆Sektörün bugünkü tablosunu nasıl okuyorsunuz?

Meslek hayatım boyunca birçok kriz gördük. Her seferinde “iki ay sonra düzelir, üç ay sonra toparlanır,” diyerek yolumuza devam ettik ve kısa vadeli dalgalanmaları aşmayı başardık.

Ancak son üç-dört yıldır yaşanan süreç çok daha ağır. Maliyetler ciddi şekilde artarken döviz kurunun yerinde sayması sektörü zorluyor. Giderler hızla yükselirken gelir aynı oranda artmadığı için hem sektör hem de firma olarak ciddi sıkıntı yaşıyoruz.

◆Türkiye’de dericilik zaman içinde nasıl değişti?

Benim başladığım dönemden bugüne sektörde en büyük değişim tüketim alışkanlıklarında oldu. Eskiden deri daha yaygın kullanılırken bugün fiyat avantajı nedeniyle suni deri, halk arasında vinleks, daha fazla tercih ediliyor. Deri maliyetli bir ürün olduğu için pahalı kalıyor ve bu da talebi etkiliyor.

Özellikle yaz aylarında suni ürünlere yönelim artıyor. Oysa suni deri sağlık açısından çok ideal bir malzeme değil. Ancak alım gücü düştükçe tüketici fiyatı öncelik hâline getiriyor; sağlıklı olup olmaması çoğu zaman ikinci planda kalıyor.

◆Dokunarak başlayan bir meslek dijital dünyada nasıl var olur? Müşterinin ürünü görmeden ve dokunmadan alması bir sorun yaratıyor mu?

Bazı endişeler yaratabilir ancak burada en önemli unsur güvendir. Şirketi ve standartlarını tanıyan müşteriler, zamanla oluşan güven sayesinde ürünü görmeden bile sipariş verebilmektedir. Bu güven satın alınamaz, yıllar içinde kazanılır. 45–46 yıllık istikrarlı çalışmalarımız bu güveni oluşturmuştur ancak firmayı tanımayan biri için deriyi dokunmadan satın almak hâlâ zor olabilir.

◆Renklerin çoğaldığı dönemi nasıl hatırlıyorsunuz?

Ben bu işe başladığımda renk seçenekleri oldukça sınırlıydı. Kışın genellikle siyah ve kahverengi; yazın ise siyah, beyaz, bazen bordo ya da lacivert tercih edilirdi. Bunun dışında pek farklı renk yoktu.

Daha renkli ve çeşitli deri seçenekleri 1995’ten sonra yaygınlaşmaya başladı. Ondan önce bugünkü kadar zengin ve cesur renk alternatifleri yoktu.



◆Genç birine bu hikâyenin neresinden başlamasını söylersiniz?

Ben bu işe başlarken bir fabrikaya gidip maaş istemeden çalışmak istediğimi söyledim. İki ay ücretsiz çalıştım çünkü amacım para değil, işi öğrenmekti.

Bugün ise gençler daha işe başlamadan maaş ve makamı konuşuyor. Oysa asıl soru şu olmalı: “Ben bu işe ne katacağım?”. Sahadaki süreci bilmeden, üretimi öğrenmeden yönetici olmak kolay değil. İnsan bilmediği bir işi sağlıklı yönetemez.

Bu yüzden ben her zaman önce işi mutfağında öğrenmeyi değerli bulurum. Sahada yetişen, işi yaşayarak öğrenen insanlar çoğu zaman daha donanımlı oluyor.

◆Yeni kuşak sizinle aynı heyecanı taşıyor mu?

Oğlum bu işe oldukça sıcak bakıyor. Kısa süredir işin içinde olmasına rağmen gayet iyi gidiyor. İlgisi var, öğrenmeye açık. İnşallah bu işi devam ettirecek.

◆“Ben de bu işi yapmak istiyorum” dediğinde ona özellikle ne söylediniz?

Ona ilk söylediğim şey şu oldu: “Bizim işimiz çok meşakkatlidir.” Bu meslek gerçekten özveri ister. Sabah erken kalkacaksın, işçilerden önce fabrikada olacaksın. Sürecin başında duracaksın. Benim için mesleğin devamı sadece işi öğrenmek değil, o kültürü ve ahlakı da taşımaktır.

Bu meslek hem deriyi hem insanı sevmeyi gerektirir, sadece ürünü bilmek yetmez. Bu iş kibri kaldırmaz. Mütevazı olacaksın, kimseye yukarıdan bakmayacaksın.

Kaynak

İlgili Haberler