TÜRKÇİMENTO, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında uygulanan varsayılan emisyon değerlerinin Türkiye çimento sektörü için ciddi mali baskı yaratabileceği uyarısında bulundu. Kuruma göre mevcut düzenleme, gerçek üretim verilerini yansıtmayan yüksek emisyon katsayıları nedeniyle Türk çimento ihracatını dezavantajlı konuma getirme riski taşıyor.
Gerçek Emisyon Değerleri ile Varsayılan Değerler Arasında Büyük Fark
TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, Türkiye çimento sektörünün 2015 yılından bu yana AB ile uyumlu İzleme, Raporlama ve Doğrulama (İRD) sistemi kapsamında faaliyet gösterdiğini hatırlattı.
Sektördeki tüm tesislerde düşük emisyonlu kuru sistem fırın teknolojisinin kullanıldığını belirten Bozay, gerçek emisyon performansının AB mevzuatında kullanılan varsayılan değerlerin oldukça altında olduğunu vurguladı.
Türkiye için ayrı bir emisyon katsayısı tanımlanmadığı için “diğer ülkeler” kategorisindeki en yüksek değerlerin uygulanmasının, Türk üreticileri haksız biçimde dezavantajlı konuma getirdiği ifade edildi.
2025 yılının ilk 11 ayında, sektörün yaklaşık %94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO üyeleri toplam 75 milyon ton klinker üretimi gerçekleştirdi. Türkiye aynı zamanda AB’nin klinker ve çimento ithalatında başlıca tedarikçilerden biri konumunda bulunuyor.
Karbon Maliyeti Ton Başına 20 Avrodan 80 Avroya Çıkabilir
Bozay, fiili emisyon verilerinin doğrulanmasında yaşanabilecek gecikmelerin ciddi maliyet artışına yol açabileceğini belirtti.
Mevcut hesaplamalara göre:
-
Gerçek emisyon değeri: 0,88 tCO₂/ton klinker
-
AB’nin varsayılan değeri: 1,551 tCO₂/ton
Bu farkın AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) fiyatları üzerinden hesaplanması durumunda karbon maliyetinin ton başına yaklaşık 20 Avrodan 80 Avroya çıkabileceği ifade ediliyor.
Bu seviyedeki maliyet artışının, bazı durumlarda AB’ye ihraç edilen ürünlerin ortalama satış fiyatını bile aşabileceği ve ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor.
“Ek Maliyet AB Tüketicilerine de Yansıyabilir”
Bozay’a göre SKDM mevcut haliyle uygulanırsa ortaya çıkacak maliyet artışı yalnızca üreticileri değil, AB’deki nihai tüketicileri de etkileyebilir.
Artan karbon maliyetlerinin nihai ürün fiyatlarına yansıma ihtimali, Avrupa pazarında da fiyat baskısı oluşturabilir.
Bu nedenle sektör, doğrulayıcı kapasitesinin hızlı şekilde devreye alınması ve varsayılan emisyon değerlerinin gerçek üretim verileriyle güncellenmesi gerektiğini vurguluyor.
Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Teknik Engeller
Bozay ayrıca çimento üretiminde yenilenebilir enerji kullanımının artırılması yönünde sektörün önemli yatırımlar planladığını belirtti.
Ancak orta ölçekli bir çimento tesisinin elektrik ihtiyacını tamamen yenilenebilir kaynaklardan karşılayabilmesi için yaklaşık 50–70 MW kapasiteli bir güneş enerjisi santrali gerektiğine dikkat çekildi.
Bu büyüklükteki yatırımların çoğu zaman fabrika sahası içinde kurulmasının teknik olarak mümkün olmaması nedeniyle şirketler yatırımlarını farklı lokasyonlarda gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Sektör temsilcileri, SKDM kapsamında dolaylı emisyon hesaplamalarında bu yatırımların tanınmasına yönelik net düzenlemeler yapılması gerektiğini ifade ediyor.
TÜRKÇİMENTO’dan SKDM İçin Çözüm Önerileri
TÜRKÇİMENTO, SKDM’nin çevresel hedeflerini korurken adil rekabet koşullarının sağlanabilmesi için bazı düzenlemelerin yapılmasını öneriyor:
-
Türkiye’ye özgü ulusal emisyon katsayılarının belirlenmesi
-
AB ile uyumlu İRD sistemi verilerinin esas alınması
-
Doğrulama altyapısı tamamlanana kadar fiili emisyon verilerinin dikkate alınması
-
Akredite doğrulayıcı kuruluşlara ilişkin süreçlerin netleştirilmesi
TÜRKÇİMENTO’ya göre, SKDM’nin gerçek emisyon performansını dikkate alacak şekilde uygulanması hem düşük karbonlu üretimin teşvik edilmesi hem de uluslararası ticarette adil rekabet koşullarının korunması açısından kritik önem taşıyor. Sektör temsilcileri, AB’nin SKDM uygulamasına ilişkin teknik detayları ve ikincil düzenlemeleri yakından takip ediyor.