Küresel otomotiv endüstrisinde elektrikli ve hibrit araç penetrasyonunun ivmelenmesi, araçların yolla temas eden tek noktası olan lastik teknolojilerinde yapısal bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır. İçten yanmalı motorlu araçlara kıyasla batarya paketlerinin yarattığı ek statik kütle ve elektrik motorlarının sunduğu anlık tork transferi; zemin üzerindeki birim baskıyı artırırken, sırt desenlerindeki sürtünme ve aşınma hızını da katlamaktadır. Bu durum; menzil verimliliği, araç içi akustik konfor ve yapısal mukavemet rasyolarını lastik Ar-Ge’sinin merkezine yerleştirmektedir.
Türkiye'nin önde gelen sanayi kuruluşlarından AKO Grup, elektrikli mobilite ekosisteminin değişen taleplerine yanıt vermek adına yeni nesil hamur bileşikleri ve karkas mimarilerine odaklanmaktadır. Geleneksel ürünlerin ötesine geçen bu mühendislik yaklaşımı; dönme direncini minimize ederek araç menzilini optimize etmeyi, motor gürültüsünün yokluğunda belirginleşen yol sesini absorbe eden akustik teknolojileri devreye almayı ve ağır yük kapasitelerine karşı karkas ömrünü uzatmayı hedeflemektedir.

Mobilite Dönüşümü ve Stratejik Ar-Ge Öncelikleri
Elektrikli araçların lastik endüstrisindeki standart belirleyici rolünü ve AKO Grup’un üretim vizyonunu değerlendiren AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, sürece dair şu tespitlerde bulundu:
Elektrikli mobilite, bugüne kadar alışılagelmiş performans kriterlerinin çok ötesinde bir mühendislik yaklaşımı gerektiriyor. Daha yüksek yük taşıma kapasitesi, optimize edilmiş dönme direnci, sessiz sürüş konforu ve maksimum aşınma direnci artık yeni dönemin temel standartları haline geldi. Lastik, günümüzde yalnızca aracı taşıyan bir parça olmaktan çıkıp; menzil optimizasyonunu, yolcu güvenliğini ve çevresel sürdürülebilirliği doğrudan belirleyen stratejik bir teknoloji bileşenine dönüştü. AKO Grup olarak, küresel trendleri ve değişen kullanıcı beklentilerini yakından takip ediyor; güçlü yerli üretim altyapımızla yarının teknolojilerini bugünden yollara kazandırmak için çalışıyoruz.